Gazze’deki Barış Konseyi: Uluslararası Vesayet Tehdidi
Gazze’deki Barış Konseyi, uluslararası vesayet riski taşıyor. Filistin’in geleceği için endişe verici gelişmeler yaşanıyor.
Barış Konseyi Gazze’yi Uluslararası Vesayet Altına mı Alıyor?
Muhammed Ebu Takiya, Gazze için önerilen Barış Konseyi’nin geçici sivil yönetim söylemi ardında gizli bir uluslararası vesayet modeli olduğunu ifade ediyor. Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere kurulan Barış Konseyi’nin duyurulması ve bir milyar dolarlık mali katılım çağrılarıyla birlikte, Filistinliler, bölge ve dünya yeni bir deneyimle karşı karşıya kalıyor. Bu durum, ulusal egemenliğe doğrudan bir tehdit oluşturmakta ve Ortadoğu ile dünyanın haritasını yeniden çizebilecek bölgesel stratejik kaymalara işaret etmektedir.
Geçici bir sivil yönetim gibi görünen bu yapı, aslında uluslararası vesayet ve Amerikan ile İsrail baskılarının bir karışımını gizlemekte. Bu da Filistin’in ulusal kaderi hakkında önemli soruları gündeme getirmektedir.
Sivil Kırılganlık ve Tehlikeler
Yüksek Temsilci tarafından denetlenecek olan Barış Konseyi, Filistin hafızasında 1917-1948 yılları arasındaki İngiliz Mandası deneyimini çağrıştırmakta. Bu konsey, şartlı finansman ve Amerikan denetimi altında faaliyet gösterecek şekilde yapılandırılmış olup, çatışma sonrası sivil işlerin yönetimi için bir çözüm olarak sunulmaktadır. Ancak, bu formülün tehlikeleri ve kırılganlıkları, siyasi ve hukuki analizlerle açığa çıkmaktadır. Bu konsey, egemen bir Filistin hükümetini temsil etmemekte ve uluslararası sistemin dışlandığı bir ortamda hukuki olarak da kabul edilemez.
Kilit karar alma yetkisi, Filistinlilerin ve bölgedeki ülkelerin elinde değil. Bu durum, Barış Konseyi’ni gerçek bir geçiş yönetimi olmaktan çok, gizli bir vesayet yapısına dönüştürme riski taşımaktadır. 1948’den bu yana, Filistin’in kendi kaderini tayin hakkı, ulusal egemenlik ve devlet kurma konularında birleşik bir varlık oluşturulamaması, bu konseyin siyasi baskı aracı haline gelme olasılığını artırmaktadır.
Gazze, bölgesel deneyler için bir laboratuvar niteliğindedir. Bu proje, stratejik hedefler ve daha geniş hegemonik niyetlerle yönlendirilmektedir. Gazze, artık sadece ulusal kurtuluş meselesi değil, aynı zamanda uluslararası bir geçiş yönetimi modelinin ve daha büyük bir işgal projesinin deneme alanı haline gelmiştir. Bu durum, Batı Şeria, Kudüs ve bölgedeki durumu yeniden yapılandırmayı hedeflemekte ve hem Amerikan hem de İsrail çıkarlarına hizmet etmektedir.
Bu değişim, Filistin çatışmasını, işgal altında bir “kriz yönetimi” haline dönüştürmekte ve merkezi soruları değiştirmektedir. Bu, büyük dünya çatışmalarının patlak vermesinden önce yaşanan bir dizi nedeni akla getirmektedir.
Bölgesel Etki ve Gerçek Konseyler
Bu projenin boyutları, Gazze’nin ötesine uzanarak Orta Doğu haritasını yeniden çizmeyi hedeflemektedir. Gazze ve bölgedeki Amerikan ve İsrail hegemonyası, enerji kaynakları ve hayati su yolları üzerindeki kontrollerle birleşerek, tüm bölgenin güvenliğini tehdit etmektedir. Son zamanlarda, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan gibi ülkelerde bu hegemonyaya karşı savunma ve siyasi ittifakların yeniden düzenlenmesine dair tartışmalar yaşanmaktadır.
Stratejik Denge Arayışı
Gerçek bir egemen konsey oluşturulması, Gazze’nin alarm verdiği tehlikenin büyüklüğüyle orantılı yeni bir stratejik denge oluşturmayı hedeflemelidir. Bu denge, doğrudan sömürgeci etki ve tehditlerle yüzleşmeli ve karşılıklı saygı ile işbirliğine dayalı çözümler üretmelidir. Bu yolun başarısı, bölgeye stratejik bir güvenlik ve istikrar kazandıracak ve İslam dünyasına yeni sömürgeci projelere karşı mücadelede öncü rolünü geri verecektir.
Özetle, Gazze’deki Barış Konseyi, geçici bir yönetim projesi olmanın ötesine geçerek, Filistin egemenliğine yönelik hukuki riskleri artıran bir çatışmanın merkezine yerleşmiştir. Bu durum, Gazze’yi çok katmanlı bir siyasi baskı aracı olarak kullanma ve dış iradeyi Filistin topraklarına dayatma girişimlerini yansıtmaktadır. Önerilen çerçevenin kırılganlığı ve Filistin’in tam temsilinin olmaması, bu konseyin uluslararası bir vesayete dönüşme potansiyelini artırmaktadır.
Ancak Gazze ve Filistin, çatışmanın kalbi ve geleceğin anahtarı olmaya devam etmektedir. Bu gelecek, Filistinlilerin ve Arap ile İslam devletlerinin ulusal egemenliklerini koruma yeteneklerine bağlıdır. Filistin halkını soykırımdan koruma ve Gazze ile Kudüs’teki işgal politikalarına karşı mücadele etme gerekliliği, artık pratik bir zorunluluk haline gelmiştir. Gerçek bir egemen konsey oluşturarak, bölge halkı ortak çıkarlarını koruyabilir ve uluslararası dinamikleri etkileyebilir. Doğru yola dönmek, Gazze ve Filistin’in egemenlik ve onur için bir güç kaynağı haline gelmesi için temel bir koşuldur.




