Güney Sudan’ın Pagak Üssünü Kapatması: Mısır’a Stratejik Darbe
Güney Sudan, Pagak Askeri Üssü’nü kapatarak Mısır’a stratejik bir darbe indirdi. Bu kararın arka planı ve etkileri incelendi.
Güney Sudan hükümeti, Etiyopya sınırına yakın Yukarı Nil eyaletinde bulunan Mısır askerî üssünü kapatma kararı aldı. Pagak bölgesindeki bu üs, Hedasi Barajı’na en yakın Mısır askeri noktası olarak biliniyor ve Kahire-Cuba ilişkileri açısından önemli bir mesaj taşıyor.
Bu karar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’yi 2 Haziran 2026’da Savunma Bakanı Eşref Sobhi Zahir ve Askerî İstihbarat Başkanı Muhammed Abbas Rebi ile acil bir toplantı yapmaya zorladı. Toplantıda, bu kararın Mısır’ın ulusal güvenliği üzerindeki etkileri ve olası sonuçları tartışıldı. Bu durum, Kahire’nin karardan duyduğu endişeyi net bir şekilde ortaya koyuyor.
Pagak Üssü, stratejik konumu nedeniyle büyük öneme sahipti. 2020 yılında kurulan bu üs, Mısır’ın Etiyopya ile olan ilişkilerini yakından takip etmek için kullandığı en önemli istihbarat ve askeri araçlardan biri olmuştu. Üs, Hedasi Barajı’nın bulunduğu Etiyopya’nın Beni Şengul-Gumuz bölgesine yakın bir konumda bulunarak, Etiyopya içlerine yönelik ileri bir gözlem noktası işlevi görüyordu.
Üste yaklaşık 260 Mısırlı asker yer alıyordu. Bu askerlerin bir kısmı eğitmen, teknisyen ve lojistik destek personelinden oluşuyordu. Aynı zamanda bu üs, Mısır ile Cuba arasındaki askeri koordinasyonu güçlendirmede önemli bir rol üstleniyordu.
Kahire, 2019’dan bu yana Sisi ile Güney Sudan Cumhurbaşkanı Salva Kiir arasındaki güçlü ilişkiler sayesinde, Güney Sudan’daki bazı havalimanlarını kullanma kolaylığı elde etmişti. Bu havalimanları arasında Bor, Malakal ve Paluç bulunuyordu. Bu noktalar, Etiyopya sınırına yakın bir lojistik hat sağlarken, Mısır’a bölgede başka hiçbir noktada sahip olmadığı bir hareket alanı sunuyordu. Ancak Mısır’ın, diğer ülkelerin yaptığı gibi Etiyopya’da ya da Nil Havzası ülkelerinde doğrudan olumsuz bir rol üstlendiği ya da müdahil olduğu söylenemez.
Afrika Boynuzu ve Nil Havzası ülkelerinin coğrafyasına daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Pagak Üssü’nün Mısır’ın Etiyopya etrafında bölgesel bir çember oluşturma çabaları açısından stratejik bir öneme sahip olduğu görülüyor. Kahire, Nil Havzası ve Afrika Boynuzu ülkeleriyle olan ittifaklarını güçlendirerek, Etiyopya karşısındaki konumunu sağlamlaştırmaya çalıştı. Bu bağlamda, Mısır, eğitim ve askeri iş birliğini artırarak Somali, Güney Sudan ve Sudan’daki askeri varlığını güçlendirdi.
Pagak Üssü’nün kapatılması kararı, ani bir gelişme olarak ortaya çıkmadı. Bu karar öncesinde Kahire ile Cuba arasında haftalar süren diplomatik gerilim yaşandı. Mısır Dışişleri Bakanlığı, Kahire’deki Güney Sudan büyükelçisini çağırarak, Cuba’nın Mısır askerî varlığına yönelik tutumunda geri adım atmaya başladığına dair değerlendirmelere itiraz etti.
Bu karar yalnızca askeri varlık veya üssün jeostratejik konumuyla sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda Mısır’ın bölgede yükselen Etiyopya etkisini dengeleme kapasitesindeki gerilemeyi de gözler önüne seriyor. Hedasi Barajı’nın geri döndürülmesi zor bir gerçeklik haline gelmesiyle, Kahire’nin on yılı aşkın süredir yürüttüğü müzakerelerdeki baskı ve pazarlık araçları da daralmış durumda. Bu tablo, Mısır’ın elindeki seçeneklerin giderek kısıtlandığını gösteriyor.
Sudan’daki savaş da Cuba’nın kararını etkileyen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Cuba’nın tutumundaki değişim, 2023’ten bu yana Sudan’da devam eden ve tüm Afrika Boynuzu’ndaki dengeleri yeniden şekillendiren savaştan bağımsız değerlendirilemez. Petrolünün yüzde 90’ından fazlasını ihraç etmek için Sudan topraklarına bağımlı olan Güney Sudan, savaşın enerji altyapısını aksatmasıyla büyük bir krizle karşı karşıya kaldı. Bu durum, ülkenin ekonomisine ciddi zararlar verdi. Zaten derin yapısal sorunlarla mücadele eden Güney Sudan ekonomisi için Sudan savaşı, Cuba’nın savaşa ilişkin net bir tutum geliştirmesini zorlaştıran büyük bir krize dönüştü.
Ortaya çıkan bu yeni gerçeklik, Güney Sudan’ın bölgesel seçeneklerini sınırladı. Salva Kiir’in önünde, Addis Ababa ile iş birliğini güçlendirmek ve Güney Sudan’ı doğrudan Etiyopya’ya bağlayan Gambella koridoru üzerinden petrol ihracatı için yeni güzergahlar aramaktan başka fazla seçenek kalmadı. Bu koridor, Sudan altyapısına olan geleneksel bağımlılığı aşmayı hedefliyor. Ekonomik coğrafya değiştiğinde, coğrafyanın ve sınırların dayattığı zorunluluklar da onu takip ediyor. Bu durum, Etiyopya’yı Cuba açısından bu kritik dönemde karşısına alma maliyetini taşıyamayacağı muhtemel bir ekonomik ortağa dönüştürüyor.
Güney Sudan, 2024 yılının sonunda Nil Havzası ülkeleri arasındaki çerçeve anlaşmaya katıldığını açıkladı. Bu adım, Cuba’nın Mısır ekseninden Etiyopya eksenine doğru kaydığını gösteren önemli bir gelişme oldu. Güney Sudan böylece Uganda, Tanzanya, Ruanda ve Burundi’nin yanında yer aldı. Kahire ve Hartum ise bu anlaşmayı, imzalandığı günden bu yana Nil sularının paylaşımını düzenleyen tarihî anlaşmalar sistemine doğrudan bir meydan okuma olarak değerlendirdi. Bu tarihî anlaşmalar, Mısır’ın müzakere pozisyonunun hukuki temelini oluşturuyordu.
Güney Sudan’ın bu adımıyla birlikte Etiyopya’nın, genel olarak Nil dosyasında ve özel olarak Hedasi Barajı meselesinde Mısır karşısındaki pozisyonu güçlendi. Bu katılımla birlikte Güney Sudan, sembolik olarak geleneksel kamptan çıkmış oldu. Oysa Güney Sudan, uzun yıllar boyunca Mısır’ı en önemli müttefiklerinden biri olarak görüyordu. Mısır, 2011 yılında Güney Sudan’ın bağımsızlığını desteklemiş ve bu ülkeyi tanıyan ikinci devlet olmuştu. Bu da Güney Sudan’ı Nil suları konusunda Kahire’nin doğal müttefiklerinden biri haline getirmişti. Ancak Cuba’nın tutumundaki bu değişim, başta Etiyopya olmak üzere Memba ülkelerinin, sömürge döneminde ya da sonrasında şekillenen nehir yönetimi kurallarının bugünkü kalkınma hedeflerine uygun biçimde köklü şekilde yeniden yazılması gerektiği yönündeki tutumlarını pekiştirdi.
Pagak askerî üssünün kapatılması, yalnızca askeri bir gelişme olarak değerlendirilemez. Bu karar, Nil Havzası genelinde bölgesel güç dengeleri ve ittifaklar açısından stratejik bir kırılmaya işaret ediyor. Söz konusu dönüşüm, Mısır’ın Afrika Boynuzu’ndaki varlığı ve etkisi üzerinde doğrudan sonuçlar doğuruyor. Kahire, uzun süredir Somali, Eritre ve Cibuti ile siyasi ve tarihî ilişkiler üzerinden bir ittifak ağı kurmaya çalışıyordu. Güney Sudan da bu ittifak zincirine dâhil edildiğinde, Etiyopya, kendi bölgesel çevresi içinde bir çemberle kuşatılmış oluyor ve Nil’in kaynaklarındaki jeopolitik üstünlüğü dengelenmeye çalışılıyordu.
Ancak mevcut tablo, yalnızca tarihî ve siyasi temeller üzerine inşa edilen bu ittifakların, doğrudan ekonomik çıkarların baskısı karşısında her zamankinden daha kırılgan hale geldiğini gösteriyor. Güney Sudan gibi bir ülke varoluşsal düzeyde ekonomik krizle karşı karşıya kaldığında, alternatif bir petrol damarına duyulan ihtiyaç, önceki ittifak hesaplarından çok daha acil hale geliyor. Bu durum, liderler arasındaki kişisel ilişkilerden ya da tarihî bağlardan bağımsız şekilde kendini dayatıyor.
Yaşananlar, Mısır açısından yalnızca bir müttefik kaybı değil. Aynı zamanda Afrika Boynuzu ve Nil Havzası’ndaki oyunun kurallarının, geleneksel siyasi hesaplardan çok daha derin ekonomik ve yapısal faktörlerle değiştiğini gösteren bir işaret. Enerji, altyapı ve ticaret koridorları artık ittifakları ve ülkelerin tutumlarını belirlemede klasik jeopolitik değerlendirmelerin önüne geçiyor.
Bu nedenle Mısır bugün çok boyutlu bir çıkmazla karşı karşıya. Bir yandan Etiyopya’ya yönelik stratejisinde yakın zamana kadar temel dayanak noktalarından biri sayılan bir bölgede askeri ve istihbari etkisi geriliyor. Öte yandan Hedasi Barajı dosyasında müzakere seçenekleri hızla daralıyor. Çünkü baraj artık değiştirilmesi zor fiilî bir gerçeklik haline gelmiş durumda.
Bu tablo, Mısır açısından yeni ekonomik çıkarların siyasi ve tarihî bağlardan daha belirleyici olduğu bir dönemde bölgesel ittifak ağını nasıl yeniden kuracağı sorusunu öne çıkarıyor. Mısır, Cuba’yı ya da diğer havza ülkelerini yeniden kendi yanına çekebilecek alternatif ekonomik araçlara sahip mi?




