İsrail yalnızlaşıyor: Uluslararası baskı hız kazanıyor

İsrail yalnızlaşıyor: Filistin’in tanınması, silah kısıtlamaları, ekonomik yaptırımlar ve uluslararası yargı süreçleri Tel Aviv üzerindeki baskıyı artırıyor.

Dr. Hacı Mehmet Boyraz – Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi

Gazze’de üç yıldır devam eden saldırılar, İsrail’in uluslararası konumunu önemli ölçüde değiştirdi. 7 Ekim sonrasında Tel Aviv’in meşru müdafaa söylemine güçlü destek veren birçok ülke, bugün İsrail’in politikalarını açıkça eleştiriyor. Filistin devletinin tanınması, silah ihracatına getirilen sınırlamalar, ekonomik tedbirler ve uluslararası yargı süreçleri, İsrail üzerindeki baskının genişlediğini ortaya koyuyor.

Uluslararası tepki genişliyor

Gazze’de yaşananlara yönelik itirazlar artık birkaç ülkeyle sınırlı değil. Türkiye, Güney Afrika, Malezya, Nikaragua ve Şili’nin yanı sıra Avrupa’daki bazı ülkeler de İsrail’e karşı siyasi, diplomatik, ekonomik veya hukuki adımlar atıyor. Uygulanan yöntemlerin kapsamı ve sertliği değişse de ortak tablo, İsrail’e yönelik uluslararası baskının giderek daha geniş bir zemine yayılmasıdır.

Bu değişimin en belirgin göstergelerinden biri, Filistin’i tanıyan ülkelerin sayısındaki artış oldu. 7 Ekim’den önce 138 ülke Filistin’i tanırken bu sayı bugün 160’a yaklaşıyor. İngiltere, Fransa, Kanada ve Avustralya gibi İsrail’le uzun süredir yakın ilişkiler sürdüren Batılı ülkelerin de Filistin’i tanıması, diplomatik dengelerdeki dönüşümün dikkat çekici bir işareti olarak değerlendiriliyor.

Askerî ilişkilerde de benzer bir yönelim görülüyor. İspanya, Ekim 2023’ten bu yana uyguladığı silah ambargosunu Eylül 2025’te yasal düzenlemeye dönüştürerek savunma malzemeleriyle çift kullanımlı ürün ve teknolojilerin İsrail’e ihracatını yasakladı. Kanada 2024’ten itibaren yeni askerî ihracat izinleri vermemeye başladı. İngiltere ise Eylül 2024’te Gazze’de kullanılma ihtimali bulunan askerî ürünlere ilişkin 29 ihracat lisansını askıya aldı.

Ekonomik maliyet ağırlaşıyor

İsrail’e yönelik ekonomik tedbirler de giderek belirginleşiyor. Slovenya, Ağustos 2025’te işgal altındaki Filistin topraklarındaki yasa dışı İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlerin ithalatını yasakladı. Eylül 2026’da Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya, İsveç ve İngiltere, yasa dışı yerleşimlerle ticarete yönelik ulusal veya Avrupa düzeyindeki kısıtlamaları uygulama, destekleme ya da değerlendirme yönündeki tutumlarını ortak açıklamayla duyurdu.

Bu gelişmelerin ekonomik yansımaları da dikkat çekiyor. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre İsrail’in mal ihracatı 2023’te 63,3 milyar dolarken 2024’te 60,3 milyar dolara, 2025’te ise 59 milyar dolara geriledi. İsrail Merkez Bankası, savaşın başlangıcından 2025 sonuna kadar oluşan kümülatif üretim kaybını gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 8,6’sı, yani yaklaşık 177 milyar şekel olarak açıkladı. Bankaya göre savaşın 2023-2026 dönemindeki toplam maliyeti yaklaşık 350 milyar şekele ulaşırken kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2023 başındaki yüzde 60,5 seviyesinden 2025 sonunda yüzde 68,5’e çıktı.

Uluslararası yargı süreci sürüyor

İsrail’in karşılaştığı baskının bir diğer boyutunu uluslararası yargı mekanizmaları oluşturuyor. Güney Afrika’nın Soykırım Sözleşmesi kapsamında İsrail aleyhine açtığı dava, Uluslararası Adalet Divanı’nda devam ediyor. Divan henüz Gazze’de soykırım işlendiğine dair esasa ilişkin nihai bir karar vermedi. Ancak aldığı geçici tedbir kararları, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini devlet sorumluluğu bakımından uluslararası yargının gündeminde tutuyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi de 21 Kasım 2024’te Başbakan Benjamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ile insanlığa karşı suç iddiaları kapsamında tutuklama emirleri çıkardı. Böylece İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’ndaki devlet davasının yanı sıra ülkenin üst düzey yöneticilerini ilgilendiren bir ceza yargılaması süreciyle de karşı karşıya kaldı.

Batı kamuoyunda tutum değişiyor

Hukuki adımların yanı sıra Batılı hükümetlerin İsrail’e yönelik söylemleri de sertleşiyor. İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, bu ayın başında Avam Kamarası’nda Gazze’de yaşananları dünyanın ve İngiltere’nin vicdanında bir leke olarak nitelendirdi. Miliband, hükümetinin İsrail’in Filistin topraklarındaki devam eden işgalini hukuka aykırı gördüğünü belirterek Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetini ve Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmesini eleştirdi. İngiliz hükümetinin, Batı Şeria’nın bazı bölgelerinde Filistinlilere yönelik “etnik temizlik” yapıldığı kanaatinde olduğunu da açıkladı.

Pew Research Center’ın Haziran 2026’da yayımladığı, 36 ülkede 44.657 kişinin katıldığı araştırma, kamuoyundaki değişimi ortaya koydu. İsrail hakkında olumsuz görüş bildirenlerin oranı İsveç ve İspanya’da yüzde 78, Hollanda’da yüzde 76, İtalya’da yüzde 75, Almanya’da yüzde 73 ve İngiltere’de yüzde 69 olarak ölçüldü. Bu nedenle Batılı hükümetlerin İsrail politikasındaki değişimin, kamuoyundaki dönüşümden bağımsız değerlendirilmesi mümkün görünmüyor.

İsrail’in 7 Ekim öncesinde İbrahim Anlaşmaları aracılığıyla bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirmesi ve Suudi Arabistan’la da bu yönde ilerleme kaydetmesi, Gazze’deki saldırıların uzamasıyla birlikte sekteye uğradı. Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi bölge ülkeleri, Filistin devletinin kurulmasını adil ve kapsamlı bir barışın temel şartı olarak vurgulamayı sürdürüyor.

Son üç yıldaki gelişmeler, İsrail yalnızlaşıyor değerlendirmesini güçlendiriyor. Gazze’deki saldırıların ve Batı Şeria’daki işgal politikalarının sürmesi, Tel Aviv’in diplomatik, ekonomik ve hukuki baskıyla daha fazla karşılaşmasına yol açabilir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu