Asrın Felaketi: Devletin Gücü ve Dayanışmanın Önemi

6 Şubat 2023 depremleri, Türkiye’nin dayanışma gücünü ve devletin kriz yönetim becerisini sınadı.

6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremler, Türkiye tarihinin en büyük felaketlerinden biri olarak kaydedildi. Kahramanmaraş merkezli bu felaket, 11 ili etkileyerek milyonlarca insanın yaşamını derinden etkiledi ve şehirlerde büyük yıkımlara yol açtı. Bu süreçte binlerce insan hayatını kaybederken, pek çok kişi evini, komşusunu ve yıllarca biriktirdiği anılarını geride bırakmak zorunda kaldı.

Afetler, yalnızca fiziksel yıkımları değil, aynı zamanda devletlerin kriz yönetim becerisini ve toplumların dayanışma gücünü de sınar. Türkiye, 6 Şubat sabahı bu büyük sınavla karşılaştı. Devletin tüm kurumları, AFAD koordinasyonunda arama kurtarma ekipleri, askerler, jandarma, sağlık çalışanları ve gönüllüler, enkaz altındaki vatandaşlara ulaşmak ve yaraları sarmak için seferber oldu.

Ancak bu süreç, yalnızca can kurtarma mücadelesi değil, aynı zamanda hakikatin korunması için de bir mücadele haline geldi. Afet dönemleri, toplumların en kırılgan olduğu zamanlardır ve bu dönemde yanlış bilgi ve manipülasyonlar hızla yayılabilir. Deprem sonrası, devlet kurumlarını itibarsızlaştırmayı amaçlayan bir iletişim stratejisi ortaya çıktı. Sosyal medya ve televizyonlarda, devletin sahadaki varlığını sorgulayan bir söylem hızla yayıldı.

Bu söylem, yalnızca basit bir eleştiriden öteye geçerek, sanatçılar, gazeteciler ve siyasi figürlerin de dahil olduğu geniş bir iletişim operasyonuna dönüştü. Bazı çevreler, “AK Parti = Devlet, Devlet = AK Parti” anlayışıyla hareket ederek, devletin sahadaki mücadelesini göz ardı etmeye çalıştı. Bu durum, afet zamanlarında en çok ihtiyaç duyulan güvenin sarsılmasına yol açtı. 6 Şubat, sadece bir deprem değil, aynı zamanda devlet ile millet arasındaki güven ilişkisini de gözler önüne seren bir dönem oldu.

Krizin en yoğun olduğu anlarda, bazı muhalefet temsilcileri ve sosyal medya fenomenleri tarafından oluşturulan “Devlet yok” söylemi, kamuoyunda geniş yankı buldu. Bu söylem, sosyal medya kampanyaları ve televizyon yorumlarıyla sürekli tekrar edilerek, kamuoyunun dikkatini sahada yürütülen büyük mücadelelerden uzaklaştırmaya çalıştı.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti, bu süreçte tarihin en büyük afet organizasyonlarından birini yürütüyordu. Ancak yürütülen operasyonlar, devlet kurumlarının itibarını sorgulama amacına yönelik bir kampanyaya dönüştü. Her eleştiri, AFAD, Kızılay, Emniyet Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri gibi kurumlara yöneltilen bir itibarsızlaştırma çabasına dönüştü.

“Devlet yok” söylemi, deprem bölgesinde yardım faaliyetleri yürüten Ahbap Derneği etrafında daha da güçlendi. Bazı muhalefet temsilcileri ve sosyal medya fenomenleri, Ahbap’ı devletin alternatifi gibi sunmaya çalıştı. Bu durum, devletin kurumsal kapasitesini sorgulayan sistematik bir iletişim operasyonuydu. Güçlü devlet ile güçlü sivil toplum birbirini tamamlayan unsurlar olmasına rağmen, bu süreçte bu iş bölümü göz ardı edildi.

Devlet, afet anında ve sonrasında vatandaşının yanında olmalı, aynı zamanda hukukun üstünlüğünü de sağlamalıdır. Bağışların nasıl kullanıldığına dair iddialar, hukukun konusu haline geldi ve bu süreçte çeşitli incelemeler başlatıldı. Ancak, bu incelemelere karşı çıkanlar, geçmişteki söylemlerini inkar ederek sessizliğe büründüler.

Devlet, her sivil toplum kuruluşunun faaliyetlerini denetler ve gerektiğinde müdahale eder. Bağışların kullanımıyla ilgili usulsüzlük iddiaları ortaya çıktığında, yargı devreye girer. Bu süreçte, “Yardımlar sadece Ahbap’a” söylemiyle büyütülen algı, hukukun önünde geçerliliğini yitirdi.

Bugün, asrın felaketinin üzerinden geçen zaman, hakikati ortaya çıkarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, tarihin en büyük afet yönetimlerinden birini gerçekleştirmiştir. Devlet, yıkılan şehirleri yeniden inşa ederken, vatandaşını güvenli yuvalarına kavuşturmaktadır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre, deprem bölgesinde 455 bini aşkın bağımsız bölüm tamamlanmıştır. Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Malatya gibi şehirler yeniden ayağa kaldırılmaktadır.

Güçlü devlet, hem afet anında hem de sonrasında vatandaşının yanında olan, hukukun üstünlüğünü sağlayan ve şehirlerini yeniden inşa eden bir devlettir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen Asrın İnşa ve İhya Seferberliği, Türkiye’nin yalnızca yaralarını sarmadığını, aynı zamanda güçlü devlet geleneğini de bir kez daha ortaya koymuştur. Dezenformasyon üzerine kurulan söylemler, hakikatin karşısında ayakta kalamaz. En önemli olan, devletimizin kurumsal aklı, milletimizin iradesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü devlet geleneğidir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu