BAE-İsrail İlişkilerinin Karanlık Yüzü: Epstein ve Yinon Planı
BAE ve İsrail arasındaki ilişkilerin derinliği, Jeffrey Epstein ve Yinon Planı ile ortaya çıkıyor. Karanlık bağlantılar deşifre ediliyor.
İslami Analiz / Haber Merkezi
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile İsrail arasındaki ilişkilerin derinliği, yeni araştırmalarla gün yüzüne çıkıyor. Drop Site News’dan gazeteci Murtaza Hussain, bu iki tarafın arasındaki ‘normalleşme’ sürecinin ardında yatan karmaşık ve kirli bağlantıları ortaya koydu. Hussain, bu ilişkilerin merkezinde Jeffrey Epstein’ın bulunduğunu belirtiyor.
Hussain, Epstein’ın cinsel suçlarının hikâyenin yalnızca küçük bir parçası olduğunu, asıl önemli olanın bu milyarderin jeopolitik rolü olduğunu vurguladı. Medyanın çoğunlukla cinsel taciz konusuna odaklandığını ifade eden Hussain, esas ilginç olanın Epstein’ın hükümetlerin elit kademelerinde, güvenlik kurumlarında ve finansal alanlarda nasıl bir aracı olarak görev yaptığıdır. Epstein’ın son on beş yılındaki faaliyetlerinin önemli unsurlarından birinin Körfez Arap ülkeleriyle olan ilişkileri olduğunu belirtti.
Epstein’ın yakın ilişkilerinden biri, Dubai Ports World’ün (DP World) eski başkanı Sultan Ahmed bin Sulayem ileydi. 2000’li yılların ortalarında, ABD’de liman ihalesi alarak kamuoyunda tepki çeken BAE yönetimi, Amerikan elitleriyle bağlantı kurmak için Epstein’dan yardım talep etti. Bu durum, geniş çaplı bir kaçakçılık ve istihbarat ağının temelini oluşturdu. Hussain, Epstein ve Sulayem’in dostluklarını ve birlikteki tatillerini anlatarak, bu ilişkilerin siyasi ve ekonomik entrikalarla dolu olduğunu belirtti.
Hussain, limanların kontrolünün organize suç ve istihbarat servisleri için ne kadar kritik olduğunu vurgulayarak, Epstein’ın Afrika’daki kaçakçılık faaliyetlerini detaylandırdı. Epstein, bu bağlantılar sayesinde Afrika’da büyük kazançlar elde ettiğini ifade etti.
BAE limanları üzerinden kurulan bu ağ, Epstein’ın Siyonist elitlerle olan yakın ilişkileri sayesinde İsrail istihbaratının global bir dinleme ve gözetleme projesine dönüşmesine yol açtı. Hussain, bu durumun BAE hükümeti ile İsrail hükümeti arasındaki bağlantıyı güçlendirdiğini ve İsrail’in Dubai limanları üzerinden dünya genelinde gözetleme teknolojileri yerleştirebileceği bir fırsat yarattığını belirtti. BAE’nin bu ilişkiden geri dönme imkânının kalmadığını, zira İsrail sistemlerinin BAE’nin kritik altyapısına entegre edildiğini ifade etti.
Hussain, Epstein’ın İsrail için basit bir ajan olup olmadığı sorusuna da yanıt vererek, onun aslında uluslararası siyonist-neoliberal sermayenin bir parçası olduğunu vurguladı. Epstein’ın, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ile olan ilişkisini değerlendirerek, Barak’ın Epstein’dan yardım almak için çabaladığını belirtti.
BAE’nin Afrika ve Ortadoğu’daki kanlı faaliyetlerinin, Siyonist rejimin güvenlik stratejisiyle bağlantılı olduğunu belirten Hussain, bu çerçevede Yinon Planı’nın mantığını açıkladı. Yinon Planı, çevresindeki ülkelerin etnik ve aşiret bileşenlerine ayrılması gerektiğini öngörüyor. Hussain, BAE’nin bu planı destekleyen tek ülke olduğunu ve bu durumun bölgedeki diğer ülkelerle olan ilişkilerini nasıl etkilediğini vurguladı.
BAE’nin Somali, Yemen ve Suriye’deki ayrılıkçı hareketleri desteklediğini belirten Hussain, BAE’nin sadece finansör değil, aynı zamanda sahada askeri adımlar atan bir aktör olduğunu ifade etti. BAE’nin bu planı neden harfiyen uyguladığına dair değerlendirmelerde bulunan Hussain, BAE’nin bölgedeki güç dengesini değiştirme arzusunu dile getirdi.
Hussain, BAE yönetiminin, Avrupa ve Kuzey Amerika’daki İslami sivil toplumu yok etmek için aşırı sağcılarla işbirliği yaptığını ve bu durumun Arap Baharı’nın yarattığı paranoya ile bağlantılı olduğunu belirtti. BAE’nin, kontrol edemediği Müslüman şahsiyetleri ve kurumları hedef alarak büyük bütçelerle karalama kampanyaları yürüttüğünü ifade etti.
Son olarak, BAE’nin Batı’daki aşırı sağcılarla derin ittifaklar kurduğunu ve bu durumun İslam düşmanlığının arkasındaki asıl güç olduğunu vurguladı. Hussain, BAE’nin bu yatırımlarının nihai amacının, Siyonizm’e ve Körfez işbirlikçiliğine karşı ses çıkarabilecek tüm İslami diasporayı kontrol altına almak olduğunu belirtti.




