Toplumsal Ahlak Çürümesi ve Vicdan Sorgulaması

Toplumda yaşanan ahlaki çürümenin sebepleri ve çözüm yolları üzerine derin bir analiz.

Hamza Er / Milat Gazetesi

Ne zaman bu hale geldik?

Bir toplumun bireyleri, bazen içe dönüp şu soruyu sormak zorunda kalıyor: Ne zaman bu noktaya geldik? Vicdanımızı, merhametimizi ve insanlık değerlerimizi bu kadar hoyratça nasıl yitirdik? Bu sorular, içimizi sızlatan ve ürperten haberlerin artmasıyla daha da derinleşiyor. İnsanların duyduğu sorunların artık kendi kapılarına dayanması, bu sorgulamayı daha da tetikliyor.

Son yıllarda tanık olduğumuz olaylar, her biri ayrı gibi görünse de aslında daha büyük bir çürümüşlüğün parçası. Bu durumu görmezden gelirsek, toplum olarak telafisi güç bir hata yapmış olacağız.

Ülkemizde, yeni doğmuş bebekleri özel hastanelerin yoğun bakım ünitelerine sevk ederek SGK üzerinden haksız kazanç elde etmeye çalışan sağlıkçıların varlığı konuşuluyor. Bu sadece maddi bir yolsuzluk değil; vicdan yoksunu bu çete, ihmaller ve yanlış tıbbi uygulamalarla birçok bebeğin sakat kalmasına ya da hayatını kaybetmesine yol açtı.

Ayrıca, anne ve babalarının bakımını üstlenmekten kaçınan, mirasa daha erken konmak için tuzaklar kuran evlatlarla ilgili de haberler gündeme geliyor. Eşine yüksek primli hayat sigortası yaptırıp, ardından bir “kaza” süsüyle kayalıklardan itenlerin hikâyeleri ise insanı derinden etkiliyor.

Milyon dolarlık vurgunlara karışan yöneticiler ve devletin emanet odalarındaki kıymetli madenleri gasp eden memurlar artık sıradanlaşmış gibi görünüyor. Diğer yandan, yıllık milyonlarca Euro kazanan ancak bir türlü tatmin olamayan futbolcular, hakemler ve spor yöneticileri de ciddi sarsıntılara yol açıyor. Bahislerin, skoru ve sonuçları doğrudan etkilemeye başlaması, izlenen müsabakaların temiz olmadığı düşüncesini kaçınılmaz kılıyor. Dar gelirli insanların stadyumları doldurması ve tepkilerini göstermesi gerekiyor.

Oynanan bahislerin yasal olanını meşru görüp, yasal olmayanına karşı çıkan bir bakış açısı oluşuyor. Her yasal olan helal değildir; yasal olup haram olan birçok kural ve uygulama mevcuttur. Ahlaki ve dini ölçülere aykırı birçok uygulama yasalarla korunurken, bu yaklaşımın toplumsal sonuçlarının ağırlaşması kaçınılmaz hale geliyor.

Bu bataklığa sürüklenenler artık sadece zengin sporcular değil. Telefonundan birkaç tıklamayla ya da köşedeki bayi aracılığıyla bahis oynayan çocuklar ve gençler yeni bir hastalığa yakalanmış durumda. Kaybettiklerini geri kazanma hırsıyla defalarca oynayıp ailelerini dağıtan, sonunda intiharı bir çıkış yolu olarak gören bireylerin dramları toplumun önüne düşüyor; bahis bataklığının insanı nasıl adım adım yuttuğu ibretle izleniyor.

Şöhret, para ve statüye sahip gibi görünen sanatçılar, gazeteciler ve sosyal medya figürleri de bu tabloya ekleniyor. Toplum önünde rol model olarak sunulan bu isimlerin uyuşturucuya yönelmesi, tatminsizliğin nasıl karanlık bir girdaba dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Ortaokul ve lise çağındaki gençlerden gelen bir diğer ürpertici manzara ise kıskançlık, hoşlanma veya sevgili meseleleri yüzünden gruplaşıp birbirlerini döven kız çocukları. Akran zorbalığı, silah ve şiddeti yücelten dizilerin ve sosyal medya paylaşımlarının gençlerin hayal dünyasını kuşatmasıyla mahallelerde çeteleşmenin artmasına neden oluyor; bu durum toplumun geleceği için alarm veriyor.

Sosyal medyanın baş döndüren parıltısı, zihinlere yeni bir gerçeklik sunuyor. Artık emek değil, gösteriş; başarı değil, etkileşim; ahlak değil, popülerlik değerli hale geldi. Sonuç odaklılık, sürecin tüm ahlaki boyutlarını görünmez kılıyor.

Vicdanın değersizleştiği, merhametin zayıfladığı bir ortamda geriye ne kalır? Toplum, duyarsızlık çöplüğüne dönüşür. Hiçbir hukuk, yasa veya güvenlik önlemi bu tür çöküşleri durduramaz. Çünkü mesele, hukuktan önce bir inanç ve ahlak meselesidir. Ahlak kaybedilirse, geriye kalan her şey çöker.

Toplumsal vicdanın onarılması, merhametin yeniden kökleşmesi, eğitimin yalnızca bilgiyi değil ahlakı da öğretmesi ve ailelerin çocuklarına değer aktarabilmesi gerekmektedir. Şu an yapılması gereken, bu çürümeyi “kader” gibi görmek yerine, nereden kırıldığımızı anlamak olmalıdır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu