Hicaz Demiryolu Projesi Hürmüz Boğazı’nın Alternatifi Olabilir mi?
Hicaz Demiryolu projesi, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın enerji güvenliğinde yeni bir dönemi başlatabilir mi?
Türkiye ve Suudi Arabistan arasında başlatılan demiryolu projesi, bölgedeki enerji güvenliğini sağlamak amacıyla önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Mekke’den başlayarak Şam ve Amman üzerinden İstanbul’a uzanan ve Umman ile Lübnan’a potansiyel bağlantılar sunan bu demiryolu, iki ülkenin ekonomik çeşitliliğini artırabilir ve jeopolitik etkilerini genişletebilir. Ancak, Hürmüz Boğazı’nın stratejik öneminin tamamen ortadan kalkması beklenmiyor.
Türkiye Ulaştırma Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistanlı mevkidaşı Salih bin Nasır el Casir’in imzaladığı anlaşmalar, bu projenin hız kazanmasına yol açtı. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları ve Suudi Arabistan Demiryolları tarafından gerçekleştirilecek olan bu girişim, bölgedeki en önemli ulaşım koridorlarından birini oluşturmayı hedefliyor.
Artan tedarik zinciri kesintileri göz önüne alındığında, bu demiryolu projesi, bölgenin ekonomik sürdürülebilirliği için güvenilir bir ulaşım seçeneği sunabilir. Türkiye’den Irak üzerinden Suudi Arabistan’a yapılan iki test seferinin başarılı sonuçlar vermesi, bu koridorun uygulanabilirliğini kanıtladı. Yük taşımacılığı dışında, projede yüksek hızlı demiryolu sistemleri ve lojistik altyapı gibi konular da ele alınıyor.
Demiryolu için yapılacak ortak fizibilite çalışmalarının yıl sonuna kadar tamamlanması bekleniyor. Proje tamamlandığında, Türkiye ve Suudi Arabistan, Arap Yarımadası’nı Avrupa’ya bağlayan güvenilir bir kara yolu elde edecek.
Bu arada, Türkiye, Nisan ayında Amman’da Suriye ve Ürdün ile bir ulaşım mutabakatı imzaladı. Bu mutabakat, Türkiye ile Suriye’nin Halep kenti arasındaki demiryolu bağlantısını yenilemeyi amaçlıyor. Ayrıca, Türk yetkililer, Suriye sınırı yakınlarındaki 15 yıldır kapalı olan demiryolu hatlarını da onarıyor.
Önerilen demiryolu koridoru, bölgesel bağlantıyı güçlendirebilir ancak deniz taşımacılığının yerini alması beklenmiyor. Uzmanlar, deniz yollarının büyük hacimli yük taşımacılığı için vazgeçilmez olduğunu ve demiryolu ağlarının bu ihtiyacı karşılayamayacağını belirtiyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal, bu projeyi Hürmüz Boğazı’nın kara alternatifi olarak görmek için erken olduğunu ifade etti. Hürmüz Boğazı, büyük miktarlarda petrol ve gaz taşımacılığı için hala en uygun seçenek konumunda. Ancak, daha fazla Körfez Arap ülkesinin bu demiryolu hattına katılması, ticaret açısından önemli bir gelişme olabilir.
Bölgesel kamu işleri danışmanı Ussal Şahbaz, demiryolunun deniz taşımacılığına alternatif olamayacağını vurguladı. Deniz taşımacılığının her zaman daha ucuz ve geniş kapasite sunduğunu belirten Şahbaz, bu demiryolu koridorlarının yalnızca deniz yollarının çalışmadığı dönemlerde kullanılabilecek bir alternatif oluşturduğunu ifade etti.
Jeopolitik gerilimler ve artan deniz güvenliği riskleri, bölge ülkelerini yeni çözümler aramaya yöneltiyor. Türk dış politika uzmanı Zeynep Gizem Özpınar, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından enerji ihracatının büyük bir sınavdan geçtiğini belirtti. Bu bağlamda, Türk-Suudi Demiryolu projesinin, Körfez enerji sisteminde önemli bir hayatta kalma stratejisi olarak konumlandığını ifade etti.
Projenin ekonomik hedefleri de dikkat çekiyor. 2012 yılından bu yana Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticaret ve ulaşım bağlantıları önemli ölçüde azalmıştı. Ulaştırma Bakanı Uraloğlu, ticaret hacmini yeniden artırmayı hedefliyor. Suudi Arabistan için bu demiryolu, Vizyon 2030 hedefleri ile örtüşüyor. Türkiye için ise, Avrupa, Ortadoğu ve Asya arasında bir köprü işlevi görebilir.
Demiryolu projesinin tarihi boyutu da mevcut. Osmanlı döneminde inşa edilen Hicaz Demiryolu, şimdi yeniden canlanıyor. 1900 yılında Sultan II. Abdülhamid tarafından başlatılan bu proje, Türkiye’yi Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan üzerinden Körfez’e bağlayacak.
Projenin jeopolitik etkileri de dikkat çekiyor. Suudi-Türk Demiryolu koridorunun, İsrail ve BAE limanlarını dışarıda bırakması, daha geniş bir jeopolitik ortaklığa işaret ediyor. Bu durum, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda güvenlik kaygıları ve diplomatik değişimlerle şekillendiğini gösteriyor.
Sonuç olarak, Türkiye-Suudi Arabistan Demiryolu projesi, bölgedeki enerji güvenliğinde önemli bir değişimi temsil ediyor. Körfez devletleri, İran’ın oluşturduğu güvenlik açığını göz önünde bulundurarak enerji güzergahlarını çeşitlendirmeye yöneliyor.




