Serdar Denktaş: Rauf Denktaş, Hayatta Olsa Bizleri Koştururdu
Serdar Denktaş, babası Rauf Denktaş’ın mirasını ve siyasetteki deneyimlerini paylaştı.
Serdar Denktaş, Hasan Hastürer ile gerçekleştirdiği röportajda dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk siyasi arenasında önemli bir figür olarak, babasından devraldığı mirası kendi görüşleriyle harmanlayarak etkisini sürdürmeye devam ediyor. Yapılan sohbet, hem samimi hem de verimli geçti.
Hastürer’in sorularına verdiği yanıtlarla Denktaş, siyasi yaşamında karşılaştığı zorlukları ve deneyimlerini paylaştı.
H.HASTÜRER: Rauf Denktaş’ın oğlu olarak siyaset yapmanın avantajları mı, dezavantajları mı daha fazla?
S.DENKTAŞ: Rauf Denktaş’ın oğlu olmak, öncelikle büyük bir sorumluluk getiriyor. Avantaj ve dezavantajları birbirine eşit şekilde değerlendirmek zor. Taşıdığım sorumlulukla hareket ettiğimde, bazıları beni ‘babasının oğlu’ olarak değerlendirirken, bazıları da ‘bu babasından çekmedi’ diyerek eleştiriyor. Rauf Denktaş’ın yaşadığı dönemle, bugünkü koşullar arasında büyük farklılıklar var. Onun verdiği kararlara bakarak benim de aynı şekilde davranmamı bekleyenler, değişime direnenlerdir. Dolayısıyla, benim için esas zorluk, bu sorumluluğu taşımaktır.
H.HASTÜRER: Siyaset size neler öğretti?
S.DENKTAŞ: Siyasi hayatım boyunca hep bir şeyler yapmaya çalıştım. Var olan durumu kabullenmek yerine, yeniliklere yönelmeyi tercih ettim. Yenilik önerilerim bazen delilik olarak nitelendirildi. Ancak zamanla gülüp geçmeyi ve sabretmeyi öğrendim. Birçok yeniliğin arkasında imzam var, ancak bunu anlatma kararı arkadaşlarımın ısrarıyla aldım. Benim amacım, sadece alkış almak değil, geleceğe yönelik adımlar atmaktı. Hiç kimseye bilerek zarar vermedim. İnsanların hayatına dokunurken, bunun sonucunda oy hesabı yapmadım. Bu nedenle, birçok insanın bana sarılıp ‘şu iyiliği yaptın’ dediğinde, genellikle ne yaptığımı hatırlamam. Siyaset bana, “İyilik yap denize at” atasözünün doğruluğunu öğretti. Dürüst kaldıkça ve haklı olana hakkını vermeye çalıştıkça, bunun karşılığını bir gün alırsınız.
H.HASTÜRER: Siyasette kendinizi başarılı buluyor musunuz?
S.DENKTAŞ: Başarı kavramı görecelidir. Birçok konuda öncülük yaptığımı düşünüyorum. Ancak başarısız olduğum girişimlerim de var. Önemli olan, birlikte çalıştığınız insanların göreviniz sona erdikten sonra sizinle ilgili düşünceleridir. Sisteme ayak uydurmadığım için yeterince başarı sağlayamadığım konular var. 32 yıl vekillik, 19 yıl bakanlık yaptım. Çok sayıda iftiraya maruz kaldım. Kendi isteğimle siyasetten çekilmek istedim ama sorumluluk hissim beni geri çekilmeye itti. Toplum olarak, bir şeyin değerini kaybettikten sonra anlarız. Bu dünyadan ayrıldıktan sonra arkamdan ne söyleneceğini merak ediyorum. Bildiğim tek şey, yaptıklarım ve yapamadıklarım açısından vicdanen rahat olmamdır.
H.HASTÜRER: Hayatta çok keşkeniz var mı? UBP’de kalsaydım dediğiniz oldu mu?
S.DENKTAŞ: Elbette keşkelerim var. Bazı olaylar sizin kontrolünüz dışında gelişir. Ancak geçmişe dönüp ‘keşke şöyle yapsaydım’ demek yerine, mevcut duruma bakıp daha iyiye nasıl gidebileceğimi düşünmeyi tercih ediyorum. Geçmiş geçmiştir ve onu değiştirmek mümkün değil.
H.HASTÜRER: Demokrat Parti’de önemli bir emeğiniz var. Ancak oradan da ayrıldınız. Demokrat Parti denilince aklınızdan neler geçiyor?
S.DENKTAŞ: Demokrat Parti’ye 28 yılımı verdim. 9’lar Hareketi olarak kurduğumuz partinin hedeflerine bir kısmına ulaştık, bir kısmına ulaşamadık. Ancak demokraside bir denge kurmayı başardık. Şimdi geriye dönüp baktığımda, DP’nin mevcut durumunu görmek beni üzüyor. Ne UBP, ne de DP artık kuruluş dönemindeki gibi değil. Diğer partiler için de aynı şey geçerli. Tüm partilerin daha iyi bir noktada olmasını isterdim. Ancak kanaatimce, tüm partiler geriye doğru bir düşüş yaşadı. Şimdi yeni bir parti kurduk ve bunu genç nesillere devretmeyi planlıyoruz. Umarım aynı döngü tekrarlanmaz.
H.HASTÜRER: Yeni bir başlangıç yapmak için yeterli enerjiniz var mı?
S.DENKTAŞ: Partiyi kurma kararı aldığımızda, genç arkadaşlara benim artık yol gösterici bir abi olabileceğimi, eski enerjimin kalmadığını söyledim. Ancak genç arkadaşlarım, ‘Abi, enerjin kalmamış, yoksa bizi perişan ederdin’ diyerek takılıyorlar. Gerçek şu ki, bu gençler projeler ürettikçe benim adrenalinim artıyor. Politika üretildikçe heyecanım ve geleceğe olan inancım yükseliyor. Bu nedenle, evet, takatim, heyecanım, enerjim ve inancım var.
H.HASTÜRER: Bu yolculukta yeterince yol arkadaşınız var mı, yoksa ekibi ilerlerken mi oluşturacaksınız?
S.DENKTAŞ: Elbette var. Projelerimizi aktardıkça yeni yol arkadaşlarımız katılıyor. Yanımda, kendini kanıtlamış akademisyenler, kadınlar ve hukukçular var. Ayrıca, bakanlık kapılarını aşındırmak istemeyen yüzlerce mağdur insan da bizimle. Başaracağımıza olan inancımızın temel nedeni budur.
H.HASTÜRER: KKTC’de siyasetin kalitesini nasıl değerlendirirsiniz?
S.DENKTAŞ: Siyasete 1990 yılında başladım ve o dönemdeki tartışmaların kalitesi çok daha yüksekti. Şu an mevcut vekiller arasında bireysel olarak kaliteli insanlar var. Ancak bireysel kalite, siyasetteki toplam kalitenin artmasını sağlamıyor. Mevcut sistemin sorunları burada yatıyor. Siyaset kalitesinin düşmesinin ana sebebi, yapısal yanlışlarımızı kabul etmemek. Siyasetin çirkin olduğunu söyleyerek bir yere varamayız. Yapıyı değiştirmek, toplumsal bir zihniyet devrimi gerektiriyor. Hazırcılığa alıştık, bunu reddetmeliyiz. Vatan, millet veya Kıbrıs’ta çözüm sloganlarıyla geldiğimiz nokta, bugün içinde bulunduğumuz durumdur. Ben buradan çıkacağımıza inanıyorum.
H.HASTÜRER: Kıbrıs Türk halkının sandık aşamasında iradesini özgürce ortaya koyabildiğine inanıyor musunuz?
S.DENKTAŞ: İşte tam da bu noktada kastettiğim mantalite devrimi. Sandığa özgürce gidiyoruz ama oyumuzu gerçekten özgürce kullanıyor muyuz? Bireysel ihtiyaçların gölgesinde kullanılan oy, ‘özgürce’ kullanılan oy mudur? Kaçımız bu ülkenin geleceği için hangi partinin daha inandırıcı olduğunu düşünerek oy veriyor? Artık sormamız gereken sorular bunlar. Yoksa kimse seçim yaptırmak için başımıza tabanca dayamıyor. Mesele, bireysel ve ailevi baskıların dışında özgürce düşünebileceğimiz bir ortamda oyumuzu kullanıp kullanamayacağımızdır. Şu an bu ortam mevcut değil.
H.HASTÜRER: Kıbrıs sorununda çözümden ne anlıyoruz? Ne istiyoruz?
S.DENKTAŞ: Bizim TAM PARTİ olarak inancımız, Kıbrıs Sorununun siyasi platformda çözülmesinin mümkün olmadığı yönündedir. Kıbrıs, iki halkı yan yana yaşatabilecek kadar büyük, ancak iki halkın birbirinden kopuk yaşamasına izin vermeyecek kadar küçüktür. Çözümün öncü adımlarının ekonomik zeminde atılabileceğine inanıyoruz. Geçmişi bilerek ama geleceğe odaklanarak birçok konuda iş birliği geliştirebileceğimize inanıyorum. Bunun için yenilikçi ve gerekirse tek taraflı girişimlere ihtiyaç var. Bu konu üzerinde daha fazla konuşmamız gerekecek.
H.HASTÜRER: Babanız hayatta olsa mevcut duruma hakkını helal eder miydi?
S.DENKTAŞ: Asla helal etmezdi, hepimizi önüne katıp kovalardı. Hayal ettiği gelecek, hiçbir zaman bu olmadı.




