Ebeveynlerin ‘Çocuğum Çok Özel’ Yanılgısının Toplumsal Etkileri
Ebeveynlerin çocuklarına yükledikleri aşırı beklentilerin toplumsal sonuçları ve şiddet eğilimi üzerindeki etkileri ele alınıyor.
Yeni Şafak / İsmail Kılıçarslan
Maraş’ta yaşanan trajik olay, toplumda ebeveynlerin çocuklarına yüklediği aşırı değer ve beklentilerin tehlikelerini gözler önüne seriyor. İsmail Kılıçarslan, bu tür vakaların arkasında, çocuklarını tedavi ettirmek yerine onları putlaştıran ve disiplin anlayışından uzak duran ebeveynlerin olduğunu vurguluyor.
Olayın detaylarına baktığımızda, orta sınıfa mensup bir ailenin sosyal uyumsuz bir çocuğa sahip olduğu ve bu çocuğun silaha erişim imkânının bulunduğu görülüyor. Bu durum, ABD’deki okul saldırılarını gerçekleştiren bireylerle benzerlik gösteriyor. Maraş’taki saldırgan, daha önce ABD’de gerçekleşen bir okul saldırısını birebir kopyalamış gibi görünüyor.
ABD, okul güvenliği konusunda bazı önlemler almış durumda. Okul kapılarına güvenlik sistemleri ve x-ray cihazları yerleştirilmesi gibi uygulamalar, potansiyel tehlikeleri önceden tespit etmeye yönelik adımlar arasında. Ancak, bu tür makro okumalardan ziyade, bireysel analizlerle potansiyel katillerin belirlenmesi gerektiği savunuluyor.
Makro okuma, meseleyi sadece büyük kavramlar üzerinden değerlendirmek anlamına geliyor. Eğitim sisteminin tamamen değiştirilmesi veya sosyal normların gözden geçirilmesi, sorunun çözümünde yetersiz kalabilir. Ebeveynlerin çocuklarının ruhsal durumunu görmezden gelmeleri, bu tür vakaların artmasına zemin hazırlıyor. Çocuklarının sorunlarını gizlemeye çalışan ebeveynler, aslında cinayetlerin azmettiricisi konumuna gelebiliyorlar.
Bu aidiyetsizlik durumu, bireylerin sosyal sorumluluklarını yitirmesine neden oluyor. Maraş’taki saldırganın hiçbir yere ait hissetmemesi, onu daha da tehlikeli bir hale getiriyor. Dijital dünya, aidiyetsiz bireylerin bir araya gelerek kendilerine bir aidiyet oluşturmasına olanak tanıyor. Bu durum, gençlerin katil olma potansiyelini artırıyor.
Çocuklarına terbiye vermekte direnen ebeveynler, bu sorumsuzluklarının farkında olmadan aidiyetsizliği destekliyorlar. Çocuklarının dijital dünyadaki tehlikelerden habersiz olması, ebeveynlerin sorumluluklarını yerine getirmediğinin bir göstergesi. Bu tür durumların önüne geçmek için, ebeveynlerin çocuklarının ruhsal ve sosyal gelişimlerini ciddiye alması gerekiyor.
Sonuç olarak, toplum olarak hepimizin suçlu olduğunu iddia etmek, meseleyi yüzeysel bir şekilde geçiştirmekten başka bir şey değil. Ebeveynlerin çocuklarına karşı sorumluluklarını yerine getirmemesi, eğitim sisteminin yetersizliği ve toplumun genel ahlaki çöküşü, bu tür olayların artmasına neden oluyor. Bu yanlışları ortaya koymak, toplumsal bir sorumluluk olarak karşımıza çıkıyor.




