İran’ın Füze Kapasitesi İsrail’i Endişelendiriyor

İsrail, İran’ın askeri kabiliyetlerini yeniden inşa etmesinden endişeli. Füze üretiminde beklenmedik bir artış yaşanıyor.

Tel Aviv, İran’ın savunma sanayisine yönelik gerçekleştirilen saldırılara rağmen, Tahran’ın füze ve stratejik silah sistemlerini yeniden inşa etme yeteneğinden kaygı duyuyor. İsrailli yetkililer, İran’ın savaşta ağır kayıplar yaşamasına rağmen, askeri kapasitesini yeniden oluşturmak için beklenmedik yöntemler geliştirdiğini düşünüyor.

Jerusalem Post gazetesinin savunma kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Tel Aviv, Ekim 2024’te İran’daki kritik balistik füze ve askeri sanayi tesislerine yönelik saldırıların ardından, İran’ın füze üretiminin en az bir yıl geciktiğini ve 2025’teki saldırıların üretim kapasitesini yıllarca geriye götürdüğünü iddia ediyor.

Ancak, İran’ın üretim faaliyetlerini yeniden canlandırmayı başardığı ve bu durumun İsrail istihbaratını bir kez daha şaşırttığı belirtiliyor. Balistik füze envanterinin, Haziran 2025’te yaklaşık 1300 seviyesindeyken, Şubat 2026’da 2500’e yükseldiği ifade ediliyor. Bu gelişmeler, Tel Aviv’in değerlendirmelerini değiştirmekte ve asıl meselenin artık İran’ın elinde kaç füze kaldığı değil, yeni füze üretim kapasitesinin ne kadar sürede eski seviyelere ulaşabileceği olduğu vurgulanmakta.

İsrail yönetiminin bu durumdan derin endişe duyduğu kaydedilirken, İran’ın ayda 100 ila 300 balistik füze üretebilecek kapasiteye yeniden ulaşması halinde, füze stokunun 2027’nin başlarında 2025 seviyelerine yaklaşabileceği öne sürülüyor. Bu değerlendirmelerin, Tel Aviv’in Tahran’a yönelik uzun vadeli stratejisini de etkileyebileceği ifade ediliyor.

İsrail ordusunun, İran’ın askeri kapasitesini yeniden canlandırma çabalarını sürekli izlediği belirtilirken, ordunun operasyonel nedenlerle toparlanma hızına dair somut rakam veya detaylı değerlendirme paylaşmayacağı aktarılıyor.

Washington Post’ta yer alan bir analizde ise, ABD Başkanı Donald Trump’ın Şubat ayında başlattığı İran savaşı stratejisinin stratejik bir başarısızlıkla sonuçlandığı ifade ediliyor. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’i hedef alan saldırının rejimin çökmesine yol açmadığı, İran’ın füzelerinin hala bölgedeki tehdit oluşturmaya devam ettiği ve Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürdüğü belirtiliyor. Haziran ayında imzalanan mutabakat zaptının, boğazın yönetimi konusundaki belirsizlik nedeniyle başarısız olduğu ve Trump’ın İran’ın gemilerden ücret talep etme girişimlerinin ardından yeniden saldırıya geçtiği ifade ediliyor.

ABD Savunma Bakanlığı’nın, azalan savunma füzesi cephaneliğini daha hızlı yenilemek amacıyla üretici firmalara baskı yaptığı bildirildi. Analizde, ABD’nin deniz ablukasının İran ekonomisini çökerttiği ve para birimini değersizleştirdiği vurgulanıyor. Tahran yönetiminin petrol ihracatının önemli ölçüde düştüğü, yaptırımların devam ettiği ve milyarlarca dolarlık İran varlığının hala dondurulmuş durumda olduğu belirtiliyor. Ancak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının piyasalar tarafından uzun süre önce fiyatlandığı için petrol fiyatlarının felaket boyutuna ulaşmadığı ifade ediliyor. ABD, bölgeden günde 5 ila 7 milyon varil petrolün yeni boru hatları ve ihracat terminalleriyle aktığını iddia ediyor.

Analizde, Trump yönetimi için en akılcı yolun, eski ve denenmiş bir yaklaşım olan ‘çevreleme’ stratejisi olduğu öne sürülüyor. Bu çerçevede, ABD’nin ablukayı daha sürdürülebilir hale getirmek için harekete geçeceği belirtiliyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in İran’a yeni yaptırımlar uygulanacağına dair açıklamasına dikkat çekilirken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) İran ile müttefik gruplara karşı somut adımlar atmayı değerlendirdiği ifade ediliyor. Öte yandan, İran’ın hava savunma füzelerini hızla tükettiği ve bu durumun savaşı başarıyla sürdürmenin önündeki en büyük engel olarak gösterildiği vurgulanıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu