Modern İnsan ve Ölümü Unutmanın Getirdiği Tehlikeler

Mustafa Sabri Beşer, modern insanın ölümü unutarak toplumsal ahlakı nasıl tahrip ettiğini ve bunun sonuçlarını ele alıyor.

Mustafa Sabri Beşer / Star

Ölümsüzlük, ağır bir yük…

Bu başlığı daha önce başka bir platformda kullanmıştım ve yeniden bu konuya dönmek istiyorum. Zira ölümsüzlükle ilgili tartışmalar, yeni bir bakış açısı geliştirmemi gerektirmedi.

Bir soru sormak istiyorum: En son ne zaman ölüm düşüncesi aklınıza geldi? Ciddi anlamda soruyorum. Sabah uyandığınızda, aynaya baktığınızda, kravatınızı bağlayıp ofise gittiğinizde, o aynada gördüğünüz yüzün bir gün toprağın altında çürüyebileceği aklınızdan geçti mi? Yoksa siz de mi ölümsüzlük hayaline kapıldınız?

Çevrenize bir bakın; bazıları ölüm kavramını hayatlarından silmiş gibi görünüyor. Ahireti, sadece yaşlıların korkutma hikayeleri olarak algılıyorlar.

Bazı bireyler, toplumsal değerleri zedeleyen davranışları başarı hikayeleri olarak sunuyor. Öğrenciler, kişilikten çok birer performans nesnesi olarak değerlendiriliyor. Veliler, çocuklarına sahip çıkmak yerine müşteri gibi muhatap alınıyor. Böyle bir ortamda çocukların zihinsel gelişimi sağlansa da karakterleri ihmal ediliyor.

Gerçekleri görmeyi reddeden bir nesil yetişiyor. Bugün birçok insan, üslup tartışmalarıyla özden kaçıyor, hakikati ertelemeye çalışıyor. Sonuç olarak, bu rahatlıkla toplumun ahlakını yerle bir ediyorlar.

Kimler mi bunlar? Ekranlarda zehir saçan, çocukların ruhunu kirleten medya sahipleri. Gençlerin zihinlerini uyuşturan, aile yapısını tehdit eden içerik üreticileri. Fuhuşu özgürlük olarak sunan, alkolü modernlik olarak dayatan sektör temsilcileri. Para kazanma uğruna ahlaksızlığı eğitim kurumlarında meşrulaştıranlar.

Bir gün herkesin bir dar çukura sığdırılacağını, üzerine toprak atılacağını ve geriye sadece bir avuç kemik kalacağını düşünmüyorlar.

Ölümü hatırlayan bir yönetici, adaleti sadece bir dekor olarak kullanamaz. Ölümü unutmayan bir eğitimci, öğrenciyi bir pazar verisi olarak göremez. Çünkü bilir ki yarın o gücün hiçbir anlamı kalmayacak. Mezarda ne lüks arabalar ne de sosyal medya takipçi sayısı önemli.

Ancak bu gerçeği unutanlar var. Öyle yaşıyorlar ki, sanki dünya sadece onlar için yaratılmış, ebediyen burada kalacaklarmış gibi düşünüyorlar.

Toplumun değerlerini yok ediyor, aile yapısını dinamitliyor, gençliğin ahlakını çürütüyorlar. Öğrenciyi müşteri olarak gören eğitim kurumları, bu durumu daha da kötüleştiriyor.

Ölümü unutan insan, kendi gözünde tanrılaşır. Sınır tanımaz hale gelir. Firavun misali, ‘Benim param, benim gücüm, benim keyfim’ der. Bu ‘ben’ o kadar büyür ki, artık ne Allah ne de kul kalır gözünde.

Heidegger, ‘Soru sormak aklın dindarlığıdır’ demiş. O halde biz de sormak zorundayız: Bu tür insanların çoğalması, toplumun temellerini sarsmaz mı? Ahlak, güven, merhamet çökmez mi? Geriye ne kalır?

Herkesin herkesi yediği, güçlülerin zayıfları ezdiği, paranın her kapıyı açtığı bir kaos düzeni. Ve o gün geldiğinde, orada avukat yok, rüşvet yok, torpil yok. ‘Ama ben iş adamıydım, istihdam yaratıyordum’ gibi bahaneler geçerli değil.

O gün geldiğinde, bu dünyada nereye gidecekler? Size söyleyeyim: Ölümü unutanların sonu tarih çöplüğüne gidecek.

Bu gerçeği göz ardı edenlere sesleniyorum: Siz ki toplumun kanını emerek, gençliğin ruhunu karartarak, aileleri çürüterek zenginlik biriktirdiniz; biriktirdikleriniz olmadan bir tabuta sığdırılacaksınız. Ve tabut, unvanınıza göre genişlemeyecek, mezar şöhrete göre büyümeyecek, toprak itibara göre yumuşamayacak.

O gün geldiğinde, yıktığınız hayatlar, bozduğunuz ahlaklar, kirlettiğiniz ruhlar tek tek karşınıza çıkacak. Anlayacaksınız ki, ölümsüzlük sandığınız şey aslında en ağır yük.

Ölümsüzlük, kaostur ve bu kaos hepimizi öğütüp biyonik gübre haline getiriyor!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu