Sam Presti’nin hikâyesi 80 yıllık basketbol zincirini açtı

Sam Presti’nin gençliğinde yaşadığı kısa bir basketbol karşılaşması, nesiller boyunca aktarılan 80 yıllık mentorluk zincirinin izlerini ortaya çıkardı.

Sam Presti için sıradan bir gün, hayatının en kalıcı anılarından birine dönüştü. 1990’lı yıllarda lise çağında olan ve üniversitede basketbol oynamaya hazırlanan Presti, Boston banliyösündeki Lexington Club adlı spor merkezinde kendisinden biraz büyük görünen bir adamla karşılaştı. Adam, Presti’yi bire bir maça davet etti.

Presti, karşısındaki kişiyi sıradan bir ofis çalışanı sandı. Ancak sahaya çıktıklarında beklemediği bir sonuçla karşılaştı ve ağır bir yenilgi aldı. Daha sonra bu kişinin, Holy Cross’ta yıldızlaşmış ve yıllar önce Phoenix Suns tarafından draft edilmiş Jim McCaffrey olduğunu öğrendi.

Karşılaşmayı unutulmaz kılan yalnızca McCaffrey’nin üstün oyunu değildi. Maçın ardından salondan ayrılmak yerine Presti’ye savunmada ayaklarını nasıl konumlandırması gerektiğini anlattı, hücumdaki hareketlerini değerlendirdi ve çalışmaya devam etmesi için onu teşvik etti. Presti, yıllar sonra bu anı “Bana gerçekten koçluk yaptı” sözleriyle hatırladı.

Presti lise eğitimini tamamladıktan sonra Emerson College’da üçüncü lig düzeyinde basketbol oynadı. Ardından kariyerini tamamen bu spora adadı; önce San Antonio Spurs organizasyonunda dikkat çeken genç bir yönetici oldu, daha sonra Oklahoma City Thunder’ın genel menajeri olarak NBA’in önde gelen yöneticileri arasına girdi.

2023 yılında Bill Bradley’nin “Values of the Game” adlı kitabını yeniden okuyan Presti, sporun yalnızca sonuçlardan ibaret olmadığını; bilgi, değer ve cesaretin insanlar arasında aktarılmasıyla şekillendiğini düşündü. Bradley’nin liderliği, insanların onsuz düşünemeyeceği, inanamayacağı ve yapamayacağı şeyleri gerçekleştirmelerine yardımcı olmak olarak tanımlaması, Presti’yi geçmişe dönmeye yöneltti.

Presti, yaklaşık 30 yıl sonra McCaffrey’ye ulaşarak o günün kendisi için ne ifade ettiğini anlatmak istedi. Ancak McCaffrey, Lexington Club’ı hatırlasa da genç bir oyuncuyla yaptığı o maçı anımsamıyordu. Yine de konuşma sırasında kendi hayatındaki benzer bir dönüm noktasından söz etti. Bu anlatı, başka bir hikâyeye ve ardından bir diğerine bağlandı. Böylece yaklaşık 80 yıl geriye uzanan bir mentorluk zinciri ortaya çıktı.

McCaffrey’den Van Gundy’ye uzanan bağ

McCaffrey, 1981 sonbaharında Vermont’taki Saint Michael’s College’ın takımına burs almadan katıldı. Profesyonel basketbolcu olma hayaliyle yıllarca yoğun çalışmalar yapmış, daha iyi rakipler bulabilmek için otostopla farklı yerlere gitmişti. Buna rağmen burs teklifi alamayınca şansını bu okulda denedi.

Saint Michael’s’ta, Vermont Üniversitesi’nde yüksek lisans asistanı olarak çalışan genç antrenör Stan Van Gundy ile tanıştı. Van Gundy’nin ilk koçluk deneyimiydi. McCaffrey’yi bireysel çalışmalara davet etti; zamanla bu antrenmanlar tam saha bire bir mücadelelere dönüştü. McCaffrey, annesinin gün boyunca nerede olduğunu sorması üzerine sürekli Van Gundy ile çalıştığını söylediğini anlattı.

McCaffrey daha sonra Holy Cross’a transfer oldu ve Londra’da Eastdil Secured şirketinde yönetici olarak çalıştı. Van Gundy ise kolej ve NBA takımlarında uzun yıllar başantrenörlük yaptı, Orlando Magic’i 2009’da NBA Finalleri’ne taşıdı. McCaffrey, aradan 45 yıl geçmesine rağmen Van Gundy’nin antrenmanlarda tekrarladığı tavsiyeyi unutmadı: Kendine saygı duy, oyuna saygı duy ve her gün daha iyi olmaya çalış.

Van Gundy, kendisinin McCaffrey üzerinde bu kadar güçlü bir etki bıraktığını duyunca şaşırdı. Ona göre yaptığı şey, genç bir oyuncuyla çalışan genç bir antrenörün günlük görevlerinden ibaretti. Ancak bu konuşma, Van Gundy’ye kendi gelişiminde rol oynayan bir başka ismi hatırlattı.

Van Gundy’nin hayatındaki fırsat

1980’lerin başında Van Gundy, Snow Valley Basketbol Okulu’nun yöneticisi Herb Livsey tarafından efsanevi antrenör Pete Newell’ı havaalanından alıp kampa götürmekle görevlendirildi. Genç koç için bu, Newell’la saatlerce vakit geçirme ve deneyimli bir basketbol insanından doğrudan öğrenme fırsatıydı.

Van Gundy, iki gün boyunca Newell’a aralıksız sorular sorduğunu söyledi. Livsey’nin bu görevi ona vermesi de en az Newell’la geçirdiği zaman kadar önemliydi. Çünkü Van Gundy, kısa süre önce aynı kampın öğrencisiydi ve Livsey, genç koçun geleceği olduğuna inanıyordu.

Livsey profesyonel ve kolej basketbolunda çalıştı, NBA gözlemciliği yaptı ve Snow Valley’i 40 yıl yönetti. Ona göre Van Gundy’ye yaptığı özel bir şey yoktu. Ancak geçmişte kendisine basketbol kampı kurma cesareti veren kişinin Bob Cousy olduğunu hatırlıyordu.

Bob Cousy’nin unutamadığı ilk ders

Livsey, 1950’lerin ortasında 19 yaşındayken bir dergide Boston Celtics’in yıldız oyun kurucusu Bob Cousy hakkında yayımlanan yazıyı okudu. Cousy’nin New Hampshire’da düzenlediği basketbol kampından etkilenen Livsey, iş istemek için ona mektup yazdı.

Kampın basketbol personeline ihtiyacı yoktu; ancak okçuluk eğitmeni aranıyordu. Hayatında daha önce yay ve ok tutmamış olmasına rağmen Livsey, kendisini usta okçu olarak tanıttı. Ardından kısa bir kursa katılıp kampa gitti ve iki yaz boyunca Cousy’nin yanında çalıştı.

Livsey kamptan ayrılmadan önce Cousy ile yaptığı görüşmede, genç adamın oyuna duyduğu tutkuyu fark etti. Cousy, bir gün basketbol kampı işletme fırsatı bulursa bunu değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Bu tavsiye Livsey’nin yolunu etkiledi ve ilerleyen yıllarda Snow Valley’in başına geçmesinde rol oynadı.

Cousy bu görüşmeyi hatırlamıyordu. Ancak 98. doğum gününden kısa süre sonra yapılan telefon görüşmesinde, onun da çocukluk yıllarından kalan bir hikâyesi olduğu ortaya çıktı.

1940’ların başında Queens’in St. Albans bölgesindeki O’Connell sahasında oynayan genç Cousy, mahalle yöneticisi Morty Arkin’in dikkatini çekti. Arkin, Cousy’ye yetenekli olabileceğini söyledi; topu parmak uçlarıyla kontrol etmesini, şutunu tamamlamasını ve sol elini geliştirmesini öğretti.

Cousy daha sonra NBA tarihinin en büyük oyuncularından biri oldu ve 1963’te Celtics’ten emekliye ayrıldı. Buna rağmen kariyerinin başlangıcında kendisine temel bilgileri veren ve yeteneğine inanan ilk kişilerden biri olarak Arkin’i hatırladı.

Presti’nin McCaffrey ile yaşadığı karşılaşmadan Cousy’nin Arkin’le tanışmasına kadar uzanan bu zincir, basketbolda bilginin ve cesaretlendirmenin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını gösterdi. Bazı insanlar için yalnızca birkaç dakika süren sıradan bir buluşma olan anlar, başkalarının hayatında uzun yıllar süren bir yön değişikliğine dönüşebiliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu