ABD ve İran Arasındaki Gerilim: Savaş Senaryoları Gündemde
ABD ve İran arasındaki gerilim artarken, savaş senaryoları gündemde. Her iki tarafın açıklamaları, olası bir çatışmanın yakın olduğunu gösteriyor.
ABD ve İran arasındaki ilişkilerdeki gerginlik, iki tarafın da aşmak istemediği kırmızı çizgilerle ilgili yaptığı açıklamalarla daha da belirginleşiyor. ABD Başkanı Donald Trump, bölgeye daha fazla askeri güç ve uçak gönderildiğini duyururken, İran İslam Cumhuriyeti Lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD’nin askeri varlığının tehlikeli olduğunu kabul etmekle birlikte, bu gücü yok edebilecek silahların daha büyük bir tehdit oluşturduğunu ifade etti.
Olayların gelişimi, bu tehditlerin fiili hazırlıklarla desteklendiğini gösteriyor. ABD ordusu, İran çevresine iki uçak gemisi ve çok sayıda savaş uçağı konuşlandırdı. Sızan bilgilere göre, bölgedeki Amerikan üslerine 36 adet F-16 savaş uçağı ulaştı. Ayrıca, 12 adet F-22 savaş uçağının İngiltere’deki Lakenheath Hava Üssü’ne indiği ve buradan bölgeye sevk edileceği bildirildi. Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’ne de 18 adet F-35 savaş uçağının konuşlandırıldığı, bu üssün olası bir çatışmada kritik bir rol oynayabileceği değerlendiriliyor.
İran’a komşu birçok ülke, topraklarının ve hava sahalarının İran’a yönelik bir saldırı için kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıkladı. Ancak özellikle ABD üsleri söz konusu olduğunda, bu açıklamaların ne ölçüde uygulanabileceği belirsizliğini koruyor. Ürdün yönetimi, ülke egemenliğini savunacağını ve ulusal güvenliği tehlikeye atacak adımlara izin vermeyeceğini yineledi. Ancak daha önceki iki olayda İran’dan İsrail’e yönelen füzelerin engellenmesi, Amman yönetiminin kriz karşısındaki hassas durumunu gözler önüne serdi.
Axios ve The War Zone gibi platformlarda yer alan analizler, ABD’nin birkaç hafta içinde bir savaşa gidebileceğini ve bu savaşın uzun sürebileceğini öne sürdü. Bu bağlamda, Ürdün ve İsrail’deki havaalanlarının yanı sıra Suriye’deki bazı üslerin, özellikle Şayrat Hava Üssü’nün, muhtemel bir çatışmada önemli rol oynayabileceği belirtiliyor. ABD’nin Suriye’deki Tenef Üssü’nden çekilmesi ve Katar’daki El-Udeyd Üssü’ndeki asker sayısını azaltması da olası savaş hazırlıklarıyla ilişkilendiriliyor.
Tahran yönetimi, savaşa sıcak bakmadığını belirtse de, tehditlere karşılık verme konusunda kararlılık mesajı veriyor. Sızan bilgiler, İran’ın haftalar sürebilecek bir savaşa hazırlandığını ve bu kapsamda askeri unsurlarını yeniden konuşlandırdığını gösteriyor. Hürmüz Boğazı’na sevk edilen İran donanmasına ait unsurların, bölgede bulunan ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ü izlediği bildirildi. Bu adım, Hamaney’in açıklamalarının sahadaki yansıması olarak değerlendiriliyor.
İran Devrim Muhafızları’nın askeri komuta zincirini “mozaik savunma” stratejisi çerçevesinde yeniden yapılandırdığı da aktarıldı. Bu stratejinin, ABD-İsrail kaynaklı olası bir liderlik hedefli operasyona karşı önlem niteliği taşıdığı belirtiliyor.
Tahran’ın son çare olarak değerlendirdiği seçeneklerden biri, bölgesel müttefiklerin devreye girmesi. Lübnan, Irak ve Yemen’in bu kapsamda öne çıktığı ifade ediliyor. Lübnan’da ateşkes ihlallerine rağmen Hizbullah’ın füze kapasitesinin belirli ölçüde yeniden inşa edildiği ve İsrail ordusuyla doğrudan çatışma ihtimalinin güçlendiği kaydediliyor.
Yemen’de Ensarullah güçlerinin Bab el-Mendeb Boğazı’nı kapatması ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı eş zamanlı olarak devre dışı bırakması halinde, küresel ölçekte ciddi bir ekonomik kriz yaşanabileceği değerlendiriliyor. İran ordusu, 18 Şubat’ta düzenlenen “Hürmüz Boğazı üzerinde akıllı kontrol” tatbikatı kapsamında boğazı saatlerce kapatarak bu senaryoya işaret etmişti.
Karşılıklı “kırmızı çizgi” vurgularının arttığı süreçte, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’in açıklamaları da tarafların geri adım atmaya niyetli olmadığını gösteriyor. Analistlere göre savaş ihtimali güç kazanırken, ABD’nin “güç yoluyla barış” stratejisi çerçevesinde bölgesel bir çatışmayı küresel denge açısından araçsallaştırabileceği yorumları yapılıyor.
İran cephesinde ise olası bir bölgesel savaşın, 1979’dan bu yana süregelen yaptırım ve kriz sarmalını kökten değiştirebilecek büyük bir hesaplaşmaya dönüşebileceği değerlendirmesi öne çıkıyor. Tahran’ın hedefinin, kapsamlı bir çatışmanın ardından siyasi uzlaşı zemini oluşturmak olduğu ileri sürülüyor.
İsrail’in olası geniş çaplı bir savaş karşısında ciddi kayıplar yaşayabileceği, özellikle demografik açıdan ağır sonuçlarla karşılaşabileceği belirtiliyor. Bu nedenle Tel Aviv yönetiminin sert açıklamalarının büyük ölçüde iç kamuoyuna yönelik olduğu ifade ediliyor.
Trump yönetiminin de sert söylemleri iç siyasette mobilizasyon aracı olarak kullandığı, savaş çıkması veya çıkmaması ihtimaline göre bu söylemleri yaklaşan ara seçimlerde siyasi avantaja dönüştürmeyi hedeflediği değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre İran açısından belirleyici unsur, savaşın sonunda siyasi sistemin bütünlüğünü koruyabilmek olacak. “12 Gün Savaşı” deneyimi, İran’daki siyasi yapının iç bütünlüğünü koruduğunu ve etkili bir iç muhalefetin bulunmadığını ortaya koydu.
Önümüzdeki haftalar, bölge ve dünya açısından kritik bir döneme işaret ediyor. Ortadoğu’daki dengelerin yeniden şekillenebileceği bir süreçte, bölgesel ve küresel aktörlerin pozisyonları belirleyici olacak.




