Kemalizmin Geçmişle Barışma Çabası Yeni Bir Evre
Türkiye’deki dönüşüm, devlet-toplum ilişkisini yeniden şekillendirirken Kemalizmin geçmişle barışma çabası tarih anlatıları üzerinden yeni bir görünüm kazanıyor.
Mehmet Garip Tanyıldızı / Akşam
Türkiye, yaklaşık yirmi beş yıldır devam eden değişim sürecinin ortaya çıkardığı yeni sosyal ve siyasal yapıyı henüz tamamlamış değil. Mevcut tablo, son biçimini almış bir düzeni değil, kuruluş aşaması devam eden bir dönüşümü işaret ediyor.
Bu dönüşümün merkezinde, uzun süre sorunlu bir zemine dayanan devlet-toplum ilişkisinin yeniden tanımlanması bulunuyor. Devlet ile toplumun birbirine karşıt kimlikler üzerinden konumlandırılması, ortaya çıkan gerilimi siyasetten gündelik hayata kadar pek çok alana taşıdı.
Türkiye’nin siyasi tarihi, askeri ve bürokratik vesayetin belirleyici olduğu bir atmosferde şekillendi. Vesayet düzenine karşı yürütülen mücadele oldukça sancılı geçti; ancak zaman içinde bu yapının maddi dayanakları büyük ölçüde ortadan kaldırıldı.
Vesayet düzeniyle aynı ideolojik kimliği paylaşan çevreler açısından ortaya çıkan yeni zemin, giderek daralan ve baskı yaratan bir siyasal iklim anlamına geldi. Yıllarca tekrarlanan kabuller ve kalıplaşmış açıklamalar geçerliliğini yitirirken, bu çevreler sahip oldukları ayrıcalıklı konumların önemli bir bölümünü de kaybetti.
Toplum bugün, söz konusu mirasın etkileriyle hesaplaşarak kendisini yeniden kurmaya çalışıyor. Bu yeniden yapılanma, hazır bir planın uygulanmasından çok, zaman içinde edinilen deneyimlerle şekillenen uzun bir olgunlaşma sürecine benziyor.
Eski düzenin değerlerini savunan bazı çevreler ise yaşanan her gelişmeyi, süreci siyasi gerekçelerle mahkûm etmek için kullanıyor. Bu yaklaşım, yalnızca iç siyasette değil, dış politika değerlendirmelerinde de kendisini gösteriyor.
Bunun dikkat çekici örneklerinden biri, Suriye halkının Baas rejimine karşı direnişinin en zor dönemlerinde Türkiye’nin dış politikasına yöneltilen eleştirilerdi. Suriye’de devrimin gerçekleşmesi, söz konusu saldırıların önemli ölçüde temelsiz olduğunu ortaya koydu. Buna rağmen bu eleştirileri besleyen ideolojik tutumda kayda değer bir değişiklik yaşanmadı.
Benzer meselelerde de aynı ideolojik bakışın yeniden etkili kılınmaya çalışıldığı görülüyor. Amaç, kaybedilen ayrıcalıklı statüyü geri kazanmak ve mevcut ideolojik konuma yeniden meşruiyet sağlamak.
Bu çabanın en görünür alanlarından biri ise tarih yazımı. Geçmişe ilişkin çarpıtılmış bir anlatı oluşturma girişimlerinin arkasında, “mahcup Kemalizm”den kendisiyle barışık bir Kemalizm anlayışına geçme isteği bulunuyor.
Kemalizmin geçmişle barışma çabası olarak öne çıkan bu yönelim, seküler ideolojik çevrelerin kendi geçmişleriyle yeniden ilişki kurma arzusunu açıkça ortaya koyuyor. Bu niyetlerin görünür hale gelmesi, yürütülen tartışmaların anlaşılması bakımından önem taşıyor.




