Sıfır Atık Hareketi dokuzuncu yılında küresel güç
Sıfır Atık Hareketi, dokuzuncu yılında geri kazanım oranını yüzde 37,53’e taşıdı; 90 milyon ton atık ve 365 milyar liralık katkı sağladı.
Emine Erdoğan’ın himayelerinde 27 Eylül 2017’de başlatılan Sıfır Atık Hareketi, dokuzuncu yılında Türkiye sınırlarını aşan bir dönüşüm modeli haline geldi. Kaynakların verimli kullanılmasını, israfın azaltılmasını ve sürdürülebilir üretim ile tüketim alışkanlıklarının yaygınlaştırılmasını hedefleyen hareket, geçen sürede çevre politikalarının yanı sıra ekonomi ve iklim gündeminin de önemli başlıklarından biri oldu.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2022’de aldığı kararla 30 Mart’ın Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan edilmesi, Türkiye’de başlatılan girişimin küresel görünürlüğünü güçlendirdi. Emine Erdoğan’ın BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanlığını yürüttüğü süreçte, Türkiye’nin projesi Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası ölçekte örnek gösterilen uygulamalar arasında değerlendirildi.
Geri kazanım oranı yüzde 37,53’e yükseldi
Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, hareketin dokuzuncu yılı dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, Türkiye’de ortaya konan vizyonun bugün farklı ülkelerde karşılık bulan uluslararası bir dönüşüm hareketine dönüştüğünü belirtti.
Ağırbaş, dokuz yıllık sürecin Türkiye’nin çevre alanında başlattığı yaklaşımın küresel ölçekte kabul gördüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Hareketin Birleşmiş Milletler tarafından tanınmasının ve 30 Mart’ın Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan edilmesinin bu dönüşümde önemli bir eşik oluşturduğunu söyledi.
2017’de yüzde 13 seviyesinde bulunan geri kazanım oranı, 2025 yılı sonunda yüzde 37,53’e çıktı. Aynı dönemde yaklaşık 90 milyon ton geri kazanılabilir atık yeniden ekonomiye kazandırılırken, bu faaliyetlerin yaklaşık 365 milyar liralık ekonomik katkı oluşturduğu bildirildi.
Ağırbaş, söz konusu rakamların Sıfır Atık Hareketi’nin yalnızca çevresel bir uygulama olmadığını, ekonomik dönüşüm açısından da önemli bir model sunduğunu vurguladı. Yaklaşımın temelinde yalnızca geri dönüşüm oranlarını artırmanın değil, kaynak tüketimini azaltmanın, ürün ve malzemelerin kullanım ömrünü uzatmanın ve israfı kaynağında önlemenin bulunduğunu kaydetti.
Enerji, su ve doğal kaynaklarda tasarruf
Sıfır Atık uygulamalarıyla dokuz yıllık dönemde yaklaşık 270 milyar kilovatsaat enerji, 2 trilyon litre su ve 60 milyar litre petrol tasarrufu sağlandığı açıklandı. Geri kazanım çalışmaları sayesinde yaklaşık 613 milyon ağacın kesilmesi ve 180 milyon ton sera gazı salımı önlendi.
Uygulamaların, yaklaşık 55 bin futbol sahası büyüklüğünde atık depolama alanına duyulacak ihtiyacın da önüne geçtiği belirtildi. Bu veriler, kaynakların korunması ve çevresel baskının azaltılması açısından hareketin etkisini ortaya koydu.
Türkiye’nin COP31 Başkanlığı sürecinde sıfır atık, döngüsel ekonomi ve kaynak verimliliği başlıklarının iklim eylemiyle daha güçlü biçimde ilişkilendirilmesi hedefleniyor. İklim Değişikliği Başkanlığı da hazırlıklar kapsamında sıfır atık, döngüsel ekonomi ve metan azaltımını öncelikli gündem maddeleri arasında ele alıyor.
Ağırbaş, COP31 sürecinde Sıfır Atık yaklaşımını küresel iklim gündemiyle daha güçlü biçimde buluşturmayı amaçladıklarını ifade etti. Sıfır Atık Forumu’nun ise yalnızca bir etkinlik olmadığını, farklı ülkelerden paydaşların deneyimlerini paylaşarak ortak çözümler geliştirdiği uluslararası bir iş birliği platformu niteliği taşıdığını belirtti.
Hareketin yeni döneminde sıfır atık anlayışı, yalnızca atıkların toplanması ve geri dönüştürülmesiyle sınırlı görülmüyor. Kaynak kullanımının azaltılması, ürün ömrünün uzatılması, yeniden kullanımın yaygınlaştırılması ve döngüsel üretim modellerinin güçlendirilmesi, doğal kaynaklar üzerindeki baskının azaltılmasında temel araçlar olarak öne çıkıyor.
Ağırbaş, kaynakların korunması, üretim ve tüketim biçimlerinin dönüşmesi, döngüsel ekonominin geliştirilmesi ve iklim hedeflerine ulaşılmasının birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini söyledi. Böylece Sıfır Atık Hareketi, dokuzuncu yılında atık yönetiminin ötesine geçerek sürdürülebilir kalkınma ve ekonomik dönüşüm başlıklarını bir araya getiren kapsamlı bir yaklaşım olarak konumlanıyor.




